Kolombiya, hem Karayip Denizi'ne ve hem de Pasifik Okyanusu’na açılabilen tek Güney Amerika ülkesidir. Ayrıca, And Dağları kuzeyden güneye doğru üç sıra halinde (cordilleras) uzanarak, ülkeyi değişik coğrafi bölgelere ayırır. Kahve diyarı olarak tanıdığımız Kolombiya tahmin edilemesi güç bir zenginliğe sahiptir. Altın tohumu kahvenin yanı sıra, Kolomb öncesi döneminin altınları ve görkemli sömürge yapılarıyla parıldayan bir tarihe sahip şehirler; yeşilin tüm nüanslarını görebileceğiniz bir doğa; bu topraklardan çıkan dünyanın en değerli zümrütleri; cana yakın ve misafirperver bir halk, Kolombiya hazinelerinin sadece birkaç tanesi. Son derece ilginç ve gizemli bir ülke olan Kolombiya’ya yapıcağınız bu yolculuk esnasında “Büyülü Gerçekçiliğin” öncüsü Nobel Ödüllü edebiyatçı Gabriel Garcia Marquez’in, hayallerinizi süsleyen tasfirlerini, gerçek hayatta ve gerçek mekanlarında keşfedeceksiniz... Hem Latin Amerika'nın tüm renklerinin bir sentezi olan, hem kendine özgü bir kişiliği sergileyen Kolombiya'nın, onu tanıyan tüm seyyahlar gibi sizleri de büyüleyeceği şüphesiz …

 

Kolombiya, hem Karayip Denizi'ne ve hem de Pasifik Okyanusu’na açılabilen tek Güney Amerika ülkesidir. Ayrıca, And Dağları kuzeyden güneye doğru üç sıra halinde (cordilleras) uzanarak, ülkeyi değişik coğrafi bölgelere ayırır. Kahve diyarı olarak tanıdığımız Kolombiya tahmin edilemesi güç bir zenginliğe sahiptir. Altın tohumu kahvenin yanı sıra, Kolomb öncesi döneminin altınları ve görkemli sömürge yapılarıyla parıldayan bir tarihe sahip şehirler; yeşilin tüm nüanslarını görebileceğiniz bir doğa; bu topraklardan çıkan dünyanın en değerli zümrütleri; cana yakın ve misafirperver bir halk, Kolombiya hazinelerinin sadece birkaç tanesi. Son derece ilginç ve gizemli bir ülke olan Kolombiya’ya yapıcağınız bu yolculuk esnasında “Büyülü Gerçekçiliğin” öncüsü Nobel Ödüllü edebiyatçı Gabriel Garcia Marquez’in, hayallerinizi süsleyen tasfirlerini, gerçek hayatta ve gerçek mekanlarında keşfedeceksiniz... Hem Latin Amerika'nın tüm renklerinin bir sentezi olan, hem kendine özgü bir kişiliği sergileyen Kolombiya'nın, onu tanıyan tüm seyyahlar gibi sizleri de büyüleyeceği şüphesiz …

Tur Tarihleri : 1. 04.03.2017 - 18.03.2017
Fiyat : 5.745 USD dan başlayan fiyatlar
USD: 5.4806 TL, EURO : 6.1826TL

Baştan Başa Kolombiya
04 Mart – 18 Mart 2017

Türk Hava Yolları ile Bogota’ya direkt uçuş.

Kolombiya’nın zengin doğal ve kültürel mirasını keşfedebileceğiniz çok kapsamlı bir seyahat: manzaraların sonsuz çeşitliği ve renkleri, gizemli Kolomb öncesi arkeolojik kalıntılar, göz kamaştıran sömürge şehirler, müzeler, Karayiplerin atmosferi, salsa dansının hareketli ve canlı ritmi...

Kolombiya tropikal bir iklime sahip olduğu için Bogota gibi yüksek olan yerleri dışında tüm yılı sıcak geçiriyor. Ancak kuru mevsim olan Aralık-Mart ya da Temmuz-Ağustos ayları arası en uygun seyahat dönemleridir.

Seyahat programında bulunan Karayiplerin incisi Cartagena, San Augustin Arkeolojik Parkı, zamanın durduğu şehir Santa Cruz de Mompox, Kahve Bölgesi’nin Kültürel Peyzajı UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almakta.

Karayolu ulaşımı zor olan Bogota-Armenia-Neiva-Santa Marta ve Cartagena-Bogota arası uçak yolculuğu.

Millî parklarda yorucu olmayan yürüyüşler.

Konaklamalar özel konumlu 3, 4 yıldızlı boutique otellerde.

 

TUR PROGRAMI

 

04 Mart Cumartesi İstanbul – Paris - Bogota

Havalimanında buluşma.

 

05 Mart Pazar İstanbul – Bogota - Kahve Bölgesi

Türk Hava Yolları ile saat 01:10’de hareketle saat 08:00’de Kolombiya’nın başkenti Bogota’ya varış. La Paz ve Quito’dan sonra Güney Amerika’nın üçüncü en yüksek rakımlı başkenti olan Bogota verimli Sabana Platosu’nda, “Cordillera Oriental” yani Doğu And Sıradağları’nın eteklerinde bulunmakta. 2600 metredeki başkent 8 milyondan fazla bir nüfusa sahip.

Gelişte karşılama ve Avianca Hava Yolları ile UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne kültürel peyzaj olarak alınan ve Pereira, Manizales ve Armenia bölge sınırlarının arasında uzanan Kolombiya’nın meşhur “kahve üçgeni”ne uçuş. Saat 13:20’de Quindio bölgesinin başkenti Armenia şehrine varış. 40 dakikalık sürüş mesafesindeki kır otelimize transfer ve yerleşme. Kahve ve muz tarlaları ile çevrili otel, Parque del Cafe Milli Parkı’na 100 metre mesafede bulunmakta. Öğle yemeğinin ardından, deniz seviyesinden 800-1500 metre arası yükseklikte, tepelerden oluşan bir bölge olan “Zona Cafetera”nın keşfi. Kolombiya, Brezilya’dan sonra dünyanın en büyük ikinci kahve üreticisidir. Kahve turu yapmak üzere ilk olarak bir kahve çiftliğini ziyaret. Kahve plantasyonlarının gezilmesinden sonra, altın tohum olarak andlandırılan kahvenin işlendiği binaları ve kahvenin güneşte kurutulduğu bölümleri görebilirsiniz. Burada kahvenin tarihçesi, yetiştirilmesi ve ekilmesinden ambalajlanmasına kadar geçirdiği evreler hakkında bilgi edinebilirsiniz. Gezinin ardından, otele dönüş. Akşam yemeği ve geceleme otelde.

 

 

06 Mart Pazartesi Kahve Bölgesi – Cali

Sabah, bir saat mesafedeki Kolombiya’nın en şirin yerlerinden Salento kasabasına hareket. Balkonları çiçeklerle süslenmiş kolonyal evlerin ve zanaatkarların el işlerinin sergilendiği atölyelerin bulunduğu kasabanın renkli sokaklarında gezinti. Salento’da öğle yemeğinden sonra, yaklaşık iki saat, büyüleyici manzaralar eşliğinde bir yürüyüş yaparak, yemyeşil Cocora Vadisi’nin keşfi. Bu bölgeye has ve Kolombiya’nın simgesi olan dünyanın en uzun palmiye ağaçlarını görebilirsiniz. Yaklaşık 1800 metre irtifada yetişen ve tüm vadiyi kaplayan, boyları 60 metreye ulaşabilen koruma altındaki palmiyeler harikulade manzaralar oluşturmakta. “Palma de cera del quindio” (Ceroxylon quindiuense) olan palmiyenin adı, gövdesini kaplayan mumundan gelmekte. Yerel bir restoranda öğle yemeğinin ardından, Quindio bölgesini terk ederek, Cauca Nehri’nin aktığı Valle del Cauca bölgesinin ve Salsa’nın başkenti Cali’ye doğru yola devam. Varışta, güzel bir şehir manzarası sunan 1474 metre yükseklikteki Cerro de Los Cristales (kristaller) tepesine çıkış. Burada Cali’nin koruyucusu olan 26 metre yüksekliğindeki Cristo Rey Redentor yani Kurtarıcı İsa heykeli bulunmakta. San Antonio Tepesi, kedi heykelleriyle El Gato del Rio Parkı, Plaza Caicedo Meydanı, şehrin en eski kilisesi Merced, Metropolitan katedrali ile şehrin keşfine devam. Gezinin ardından, tarihi merkezde yer alan otelimize yerleşme. Akşamüstü, insanların dünyanın dört bir yanından salsa öğrenmeye geldiği ve çok sayıda dans okulunun bulunduğu bu şehrin geleneğine uyarak kısa bir salsa gösterisi izleme. Salsa dansı, farklı kökenlerden gelen çeşitli stillerin bir karışımdan oluşmakta. İspanyolca Salsa sözcüğü, Latin Amerika ülkelerinde çeşitli baharatların karıştırılmasıyla hazırlanan “sos” anlamına gelmekte. Söz konusu müzik ve dansa olsaada, çok farklı kültürel öğelerin karışımını içermelerinden dolayı bu ad verilmiş. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

 

07 Mart Salı Cali – Popayan

Sabah erken, Cauca bölgesine geçerek Silvia kasabasına doğru yola çıkış. Çevredeki köylerden çıkarak, taşra bölgelerinde görülebilen “chivas” adlı renkli otobüslerle gelen Guambiano yerli halkı Silvia Pazarında buluşmakta. İnsanların çok uzaklardan bile geldiği en önemli pazar yeri olan Silvia'da renk ve ritm cümbüşünü keyifle izleyeceğiniz pazar gezisi. Giyim tarzları oldukça ilgi çekici olan Guambiano yerlileri meyve, sebze, et, geleneksel tıbbi malzemeler gibi ürünleri satmak, alışveriş yapmak ve en son haberleri öğrenmek için kasabaya gelmekte. Yerel bir restoranda öğle yemeğinin ardından, bir saatlik mesafede bulunan Popayan’a doğru yola devam. Eski bir Fransisken manastırı olan otelimize yerleşmenin ardından, “La Ciudad Blanca” yani beyaz şehir olarak nitelendirilen Popayan’ın keşfi. 1537 yılında kurulan şehir, 30 kilise ve çok sayıda koloni yapısı ile barok mimarisinin bir hazinesi olarak kabul edilir. Kolombiya’nın bağımsızlığının ana kahramanları Simόn Bolίvar ve Francisco de Paula Santander tarafından 1827 yılında kurulan Popayan Cauca Üniversitesi, ülkenin en eski ve hala en prestijli üniversiteleri arasında yer almakta. Popayan bu şehirde doğan veya eğitim alan onaltı Kolombiya Cumhurbaşkanı’na ev sahipliği yapmış. Kolombiya’da köleliğin kaldırılması, Popayan doğumlu Cumhurbaşkanı José Hilario Lόpez tarafından 1851 yılında (ABD’den on bir yıl önce) ilan edilmiş. Popayan, tanınmış özgün gastronomisi sayesinde, 2005 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Listesi’ne alınan ilk gastronomi şehirdir. 1983 yılında şiddetli bir deprem ile sarsılan Popayan’da yürütülen olağanüstü restorasyon çalışmaları sonucu depremin izleri hızlı bir şekilde kapatılmış. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

 

08 Mart Çarşamba Popayan - San Augustin

Kahvaltının ardından, ülkenin güneybatısında bulunan Huila bölgesine doğru, muhteşem manzaralar eşliğinde yolculuk. Öğlene doğru 1700 metre yükseklikteki küçük, sakin ve tipik bir yerleşim yeri olan San Augustin’e varış. San Augustin vadisine hakim, muhteşem manzaralı kırsal otelimize yerleşme. Bu bölgede geçireceğiniz bir buçuk gün süresince, UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Kolombiya’nın en önemli arkeolojik alanı San Augustin Arkeolojik Parkını derinlemesine gezme imkanı bulacaksınız. Güney Amerika'nın en büyük dini anıtlar ve megalitik heykeller grubu, bu olağanüstü vahşi ve doğal ortamda bulunmakta. Tanrılar, insanlar ve mitolojik hayvanlar bazen soyut bazense realist stillerde, ustaca betimlenmiş. Bazı heykellerin boyu 7 metreyi bulmakta. Hala esrarını koruyan Kolomb öncesi dönemin esrarengiz San Augustin medeniyetine ait ve çok iyi korunmuş bu eserler I.-VIII. yüzyıllar arasında gelişen Kuzey And kültürünün yaratıcılığı ve hayal gücünü göstermekte. 116 hektarlık alana yayılan San Augustin Arkeolojik Parkı, “San Augustin” in yanı sıra “Alto de los Idolos” ve “Alto de Las Piedras” olarak bölünen toplam üç ayrı kısımdan oluşmakta. Bugün, en önemli kısım olan San Augustin’i keşfedeceksiniz. San Augustin alanı, bir müzeyi, megalitik mezar anıtlarını, heykelleri, terasları, mezar höyüklerini, mezar yapılarını ve dere yatağında oyulmuş bir dini yapı olan “Fuente de Lavapatas” çeşmesini barındırmakta. Dini ritüeller için kullanılan bu ilginç çeşme, oyulmuş kanallar ve havuzlar ile karmaşık bir labirent oluşturmakta. Çeşmenin çevresindeki kabartmalar insan yüzlü ve şekilli yılan, kertenkele, salamandra, iguana, bukalemun, kurbağa ve kaplumbağları betimlemekte. Nasıl yok olduğunu hakkında hiçbir ipucu bırakmayan bu gizemli uygarlık sizleri şüphesiz etkileyecek. Akşam yemeği ve geceleme otelde.

09 Mart Perşembe San Augustin

Sabah, bölgenin yeşil tepelerinden yolculuk ederek, Magdalena Nehri boğazının keşfi. Kolombiya’nın en uzun nehri ve Güney Amerika’nın en önemli nehirlerinden biri olan Magdalena, güney Huila bölgesindeki Paramo de las Papas Dağı’nda doğup, yaklaşık 1500 km boyunca güneyden kuzeye doğru akarak, Bocas de Ceniza’da Karayip Denizi’ne dökülür. 500 civarında kolu olan bu nehirde gemiler, Neiva’dan itibaren (Honda ve Caracoli’deki akıntı yerleri hariç) yaklaşık 1300 km boyunca seyredebilir. Gezi esnasında nehrin “Estrecho del Magdalena” adlı ve genişliği 3 metreyi aşmayan en dar kısmını görebilirsiniz. Daha sonra, Isnos yakınlarında Magdalena Nehri’ne dökülen 170 metre yükseklikteki El Mortiño Şelalesi’nin görülmesi. Yerel bir restoranda öğle yemeğinin ardından, olağanüstü güzellikteki San Augustin Arkeolojik Parkı’nın keşfine “Alto de los Idolos” ve “Alto de Las Piedras” gezisiyle devam. Bu iki arkeolojik alanda, San Augustin daki gibi çok sayıda kalıntı ve anıt bulunmakta. Örneğin, eski yollar, duvarla çevrilmiş araziler, drenaj hendekleri, yapay platformlar, mezar anıtları ve antropomorfik veya zoomorfik steller… Bu kutsal topraklar, bir hac ve atalara ibadet yeri idi. Ayin biçiminde (hiératique) olan, 4 metre boyunda ve birkaç ton ağırlığındaki büyük “muhafızlar” tüf ve volkanik kayalara oyulmuş. Bu etkileyici heykeller cenaze odaları, monolitik lahitleri ve mezarlıkları korumakla görevliydiler. Gezinin sonunda San Augustin köyünde gezinti ve otele dönüş. Akşam yemeği ve geceleme otelde.

 

10 Mart Cuma San Augustin - Neiva - Santa Marta

Kahvaltının ardından, Rio Magdalena Nehri’ni takip ederek Huila bölgesinin başkenti Neiva havalimanına doğru yolculuk. Rio Magdalena Nehri’nin Neiva’daki genişliği yaklaşık 130 metre bulmakta. Neiva’da öğle yemeğinin ardından, Bogota üzerinden Kolombiya’nın kuzeyinde bulunan Santa Marta’ya uçuş. Akşamüstü, Karayip Denizi’nin kıyısında, dünyada denize kıyısı olan en yüksek dağı olan Sierra Nevada eteklerinde bulunan Santa Marta şehrine varış. Santa Marta, Kolombiya’nın hayatta kalan en eski sömürge şehridir. Rodrigo de Bastidas tarafından 1525 yılında kurulan Santa Marta, Kolombiya’nın hayatta kalan en eski sömürge şehridir. Bastidas’ın burayı seçmesinin nedeni Sierra Nevada’nın dağlarında yaşayan Tayrona yerlilerinin sayısız altın hazinelerinin olması. Sierra’nın “Conquistador”larca yağmalamasıyla çatışmalar ve yerlilerin direnişi sonucunda XVI. yüzyılın sonunda Tayrona yerlileri yok edildi. Muiska yerlilerinin parlak medeniyetinin izlerini sürmek üzere 1536 yılında Santa Marta’dan hareket ederek iki yıl sürecek olan bir keşif yolculuğuna çıkan ve Magdalena Vadisi’nde oldukça zor ilerleyebilen Jiménez de Quesada, Santa Fé de Bogota’yı kurdu. Ülke çapında hatırlanan önemli bir tarih ise, altı Latin Amerika ülkesine bağımsızlıklarını kazandıran Simon Bolivar’ın 17 Aralık 1830 yılında Santa Marta’da ölmesi. Tarihi şehir merkezinde yer alan butik otelimize yerleşme. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

11 Mart Cumartesi Santa Marta – Tayrona Milli Parkı - Santa Marta

 

Kahvaltının ardından, seyahatin en kuzey noktası olan Tayrona Milli Parkı gezisi için otobüsle hareket. Santa Marta’nın hemen kuzeyinde bulunan Bahía de Taganga’dan 35 km doğusundaki Rio de Piedras Nehri’nin ağızına kadar uzanan milli park, 12000 hektar orman alanı ve 3000 hektar deniz alanı kaplamakta. Bir saat süren bir yolculuktan sonra Tayrona Parkı’nın batı girişine varış. Deniz ve dağ arasında bulunduğu için iki ekosistem görünen park, büyük kaktüslerden yemyeşil tropikal ormanına kadar uzanan zengin bir bitki örtüsü ve hayvan popülasyonuna ev sahipliği yapmakta. Ayrıca, kıyılarındaki harika kumsallar ve büyük kayalar bölgenin karakteristik manzaralarını oluşturur. Parkın kıyı kısmında değişik kuş türleri, maymun, minik yengeç görmek mümkün. Birçok gezgin için parkın en büyük cazibesi koylardaki, sırtı dağlara yaslanan ve hindistan cevizi ağaçları gölgesinde uzanan muhteşem plajlarıdır. Tekneyle ulaşacağımız “kristal plajı”nda serbest zaman. Buradaki denizin berrak sularında yüzebilir snorkel yapabilirsiniz. Plajda, burada tutulan balıklardan oluşan öğle yemeği Öğleden sonra tekneyle geri dönüş ve akabinde otobüsle Santa Marta’daki otelimize transfer. Daha sonra, kireç badanalı katedrali ve tarihi binaları ile Santa Marta’da bir gezinti. Sahilde güneş batımını seyredilmesinin ardından yerel bir restoranda akşam yemeği. Geceleme otelde.

 

12 Mart Pazar Santa Marta – Aracataca - Mompox

Sonraki üç gün boyunca, Gabriel Garcia Marquez’in en tanınmış romanı “Yüzyıllık Yalnızlık” ve Simon Bolivar'ın yaşamının son aylarını konu eden ve etkileyici bir şekilde Mompox’tan bahseden “Labirenti’ndeki General” romanının ruhunu hissedebileceğiniz değişik manzaralar ve kasabaları göreceğiz. Sabah, yaklaşık üç saatlik bir yolculuktan sonra Aracataca’ya varış. 11 çoçuklu bir ailenin en büyüğü olan Gabriel José de la Concordia Garcia Marquez 6 Mart 1927 yılında oldukça sapa bir kasaba olan Aracataca’da doğar. Telgraf operatorü olan babası, Marquez’in doğumundan sonra otodidakt olarak eczacı olmaya karar verir ve 1929’da annesiyle Aracataca’yı terkeder. Büyükannesiyle büyükbabasının evinde büyüyen Marquez entelektüel eğitimini ve bir bakıma aşırılık duygusunu dedesinden alır. Bir özgür düşünür olan Albay Marquez durgun zamanın oluşturduğu can sıkıntısını doldurmak için torununa 1899-1902 yılları arasında yer alan “Bin Gün Savaşı”nın anılarını anlatıp durur: Yeni kurulan Kolombiya Cumhuriyeti’nde bağlı ilerici liberal parti ile muhafazakar partilerin radikal grupları arasında gerçekleşen ve muhafazakarların zaferi ile sonuçlanan yıkıcı iç savaş... Ayrıca, sanki hepsi gerçekmiş gibi en olmadık masalları anlatan ninesinden aldığı ilhamla Marquez, bir büyülü gerçekçiliği okurlarına sunar. Büyüdüğü topraklar ve büyükannesi, büyükbabası, akrabaları, giden gelen misafirleri, hizmetçileri, yerlileri ve aynı zamanda hayaletler (babasının ve özellikle annesinin) ile dolu evi Gabo’nun hayatının şekillendirmesinde önemli rol oynar. Jose Buendia soyunun yedi kuşağını anlatan masalımsı hikâye “Yüzyıllık Yalnızlık” ın geçtiği efsanevi ama gerçek bir yer olan Macondo, aslında Marquez’in doğduğu köy olan Aracataca’dır. Marquez 1967 yıllında yayınlanan en büyük başyapıtlarından “Cien años de soledad” ile üne kavuşur. Müze haline getirilen Nobel Ödüllü yazarın doğduğu ve büyükbabasının ölümüne dek çoçukluğunu gerçirdiği evin gezisi ve ardından mompox’a doğru yola devam. Magdalena Deltası’na yaklaştıkça genişleyen ve ovalarda menderes çizerek akan nehir ve kanallar, sığı yerlerde alüvyonların birikmesiyle oluşan adalarla dolu. Yer yer muz ve palmiye ağacı plantasyonlarının süslediği manzaraların ortasından geçerek Rio Magdalena nehri kenarındaki Mompox’a varış ve kolonyal bir binada yer alan otelimize yerleşme. Ardından tarihi şehirde yürüyerek kısa bir keşif turu. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

13 Mart Pazartesi Mompox

Cartagena’nın kurucusu Pedro de Heredia’nın kardeşi Alonso de Heredia tarafından 1540 yılında Rio Magdalena’nın doğu kolu üzerinde kurulan Santa Cruz de Mompox, Cartagena’ya rakip önemli bir ticaret merkezi ve aktif bir limandı. Zenginleşen şehir, darphanesinde Yeni Dünya’daki İspanyol sömürgeleri için sikke basardı ve kuyumcularıyla ünlü idi. Günümüzde bunların izlerine, altın ve gümüş telkari takılarının yapıldığı atölyelerde rastlanabilir. 6 Ağustos 1810 yılında Mompox El Libertador Simon Bolivar’ın “Özgür Olmak Veya Ölmek” beyanı ile, İspanya'dan mutlak bağımsızlığını ilan eden Yeni Granada Krallığı'nın ilk şehri oldu. Alüvyonlarla dolan limanı büyük bir bataklık oluşturmasından ve gemi trafiğinin başka yöne çevrilmesinden sonra Mompox XIX. yüzyılın sonlarına doğru izole kalıp yavaş yavaş geriledi ve unutuldu. Günümüzde Mompox, Cartagena’nın tam aksine, sonsuz bir ağırkanlılık göstermekte. Güneşin altındaki hayatın yavaş akışı, yavaş akan nehirin ve bisikletle dolaşan halkın yaşamlarının yansıması gibidir. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Mompox, kolonyal döneminin gizli bir mücevheridir. Sabah yürüyerek yapıcağımız şehir turu sırasında Bolivar’ın “Caracas’a hayatımı borçluyum, Mompox’a ise şöhretimi” dediği ünlü yazısı ile heykelinin bulunduğu meydanı, parkları, kiliseleri, müzeyi, zengin tüccar ailelerinin ve bu şehrin tarihine damgasını vuran önemli kişilerin görkemli konaklarını ve zaanatkarların atölyelerini görebilirsiniz. Bu şehirde kendinizi, zamanın çok gerisine seyahat ediyor gibi hissedebilirsiniz: adeta geçmişten olduğu gibi günümüze akan bir açık hava müzesi. Bu şehrin atmosferi sizleri esir edebilir, tarif etmesi zor bir duygu sizi bu zaman ötesi yolculuğa çekebilir. Gabriel Garcia Marquez “Labirenti’ndeki General” romanında Mompox’tan çok etkileyici bir şekilde söz edilmekte. Mompox ayrıca, yazarın, Kolombiya'nın bir şehrinde onur uğruna işlenen bir cinayet çerçevesinde gelişen olayları kaleme aldığı “Kırmızı Pazartesi” romanının film seti olarak seçildi. Bu kitap yayınlandıktan bir sene sonra yazdığı tüm eserleri için Marquez 1982 yılında Nobel ödülünü kazandı.
Gezinin ardından öğle yemeği yerel bir restoranda. Mompox, bir mimari harikası olmanın yanında, zengin bir yaban hayatına ve güzel bir doğal çevreye de sahip. Mompox, Magdalena ve Cauca nehirleri arasında adeta bir iç delta olan “cienaga”nın mangrovları ile çevrili. Öğleden sonra, sele karşı Kolomb öncesi dönemde kazılan kanalların bulunduğu “cienaga”larda tekne gezisi sırasında, bu sulak alanların sucul bitki örtüsünün ortasında yaşayan çok sayıda kuş türünü ve hatta iguana ve maymunları görmek mümkün. Akşam üstü Mompox’a dönerken geleneksel kayıklarıyla ağ bırakan balıkçılarıda görebilirsiniz. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

14 Mart Salı Mompox – Cartagena

Sabah, Mompox’un 250 km kuzeybatısındaki Kolombiya’nın kuzey kıyısındaki Karayiplerin incisi Cartagena kentine doğru yola çıkış. Turistik güzergahların dışında bulunan gizemli Mompox kasabasından Cartagena’ya, karadan yaklaşık altı saat süren, zaman zaman yemyeşil, zaman zaman ise kurak kır manzaraları seyrederek, alışılmadık bir yolculuk. Yerel bir restoranda öğle yemeğinin ardından, surlar içinde yer alan otelimize yerleşme. Daha sonra, yürüyerek surlar içindeki tarihi şehrin keşfi. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan mimari mücevher Cartagena aynı zamanda Karayip atmosferiyle adeta baştan çıkarıcı bir şehir. Güney Amerika'daki İspanyol sömürge mimarisinin muhteşem bir örneği olan Cartagena Yeni Dünya’nın en eski ve Kolombiya’nın en güzel şehirlerindendir. Terk edilmiş bir Kızılderili köyünün yerinde Haziran 1533 yılında Pedro de Heredia tarafından kurulan Cartagena de Indias, bir koyun içindeki demirleme yeri sayesinde, stratejik bir sömürge limanı olmuş. İspanyollar Güney Amerika'yı kolonize ederken, yerlilerin inanılmaz zenginliklerini keşfedip talan etmişler. Kalesi ve surlarıyla iyi korunan Cartagena limanı da, bu yağmalamalardan büyük ölçüde yararlanmış. Gemilerle Ekvador ve Peru’dan gelen değerli mallar, daha sonra Panama kıstağından katır sırtında geçirilerek, Cartagena’ya ulaştırılıyordu. Kolombiya’nın iç kesimlerinden gelen diğer değerli mallar ise Magdalena Nehri yoluyla Cartagena limanına getirilirdi. Daha sonra, Cartagena’dan değişik mallarla yüklü hareket eden gemiler başka mal yüklemek için Küba’ya ve Porto Riko’ya uğrayıp en sonunda anavatan İspanya’ya ulaşırdı. Sömürge tarihi boyunca İngiliz, Holandalı ve Fransız korsanlarının hedefi olan Cartagena birkaç kere başarısız bir şekilde kuşatıldı. 1811 yılında bağımsızlığını ilan edip 1815 yılında yeniden İspanyolların eline geçen şehir, 1821 yılında bir daha kaybetmemek üzere hürriyetini kazandı. Simon Bolivar, Cartagena'ya kahraman şehir ünvanını verdi. Cartagena’yı ünlü kılan başka bir husus ise Tüm Latin Amerika'da “Gabo olarak bilinen edebiyatçı Gabriel Garcia Marquez dir. Bogota üniversitesi kapandıktan sonra Cartagena’ya yerleşen Marquez’in, hukuk derslerinin ikinci senesini okuduğu üniversite, kariyerine gazeteci olarak başladığı eski El Universal gazetesinin ofisleri ve arada sırada oturduğu ev Cartagena’da bulunmakta. Ayrıca, Marquez’in “Kolera Günleri’nde Aşk”, “Labirenti’ndeki General” ve “Aşk ve Öbür Cinler” romanlarında bahsettiği bazı mekanlar bu şehirde yer almakta. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

15 Mart Çarşamba Cartagena

Sabah, surların dışındaki bazı ilginç yerlerin gezilmesiyle Cartagena’nın keşfine devam. Bir askeri mühendislik harikası olan “Las Murallas” adlı surlar, XX. yüzyılın ortalarında 'ilerici' belediye tarafından yıkılan küçük bir kısımı hariç çok iyi korunmuş durumda. Tarihi şehrin doğusunda 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan Castillo San Felipe Kalesi gezisi. 1657-1762 yılları arasında San Lazaro Tepesi’nde inşa edilen Castillo San Felipe tüm İspanyol kolonilerinin gelmiş geçmiş en büyük kalesidir. Gerçekten zaptedilemez olan kale sayısız girişimlere rağmen, asla düşmemiş. Tedarik dağıtımını ve acil durumlarda tahliyeyi kolaylaştırmak için karmaşık bir tünel sistemi (bazıları ziyaretçilere açıktır) kalenin stratejik noktalarına bağlıydı. Şehrin en yüksek noktasında bulunan Convento La Popa Manastırı ile geziye devam. Manastırın tepesi, tarihi şehir ve geniş plajlara sahip tüm modern Cartagena’nın semtlerinin (Bocagrande, Laguito), Cartagena Körfezi’nin ve Karayip Denizi’nin enfes panoramasına hakim. Yerel bir restoranda öğle yemeğinden sonra, Cartagena’nın keşfine devam. Tarihi şehri oluşturan ve birbirinden farklı üç önemli mahalle olan Santo Domingo, San Diego ve Getsemani’nin büyüleyici meydanlarında ve dar sokaklarında gezinti. Gezi sırasında Cartagena Minor Katedrali, San Pedro Claver Manastırı ve Engizisyon Sarayı ziyaretleri. Akabinde, istediğiniz gibi dolaşarak cazibedici Cartagena’nın nabzını hissetmeniz, daha fazla yer keşfetmeniz ve alış veriş yapabilmeniz için serbest zaman. Akşam yemeği yerel bir restoranda. Geceleme otelde.

 

16 Mart Perşembe Santa Marta – Tayrona Milli Parkı - Santa Marta

Kahvaltının ardından, Tayrona Milli Parkı gezisi için otobüsle hareket. Santa Marta’nın hemen kuzeyinde bulunan Bahía de Taganga’dan 35 km doğusundaki Rio de Piedras Nehri’nin ağızına kadar uzanan milli park, 12000 hektar orman alanı ve 3000 hektar deniz alanı kaplamakta. Bir saat süren bir yolculuktan sonra Tayrona Parkı’nın doğu girişi olan Cañaveral’a varış. Yemyeşil bitki örtüsü, Hindistan cevizi ağaçları ve büyük kayalarla karakterize olan parkın tropikal ormanının içinde San Juan de Guía Burnu’na kadar harika manzaralar eşliğinde yaklaşık bir buçuk saatlik yürüyüş. Deniz ve dağ arasında bulunduğu için iki ekosistem görünen park, zengin bir bitki örtüsü ve hayvan popülasyonuna ev sahipliği yapmakta. Yürüyüş yapacağımız parkın kıyı kısmında değişik kuş türleri, maymun, minik yengeç görmek mümkün. Birçok gezgin için parkın en büyük cazibesi koylardaki, sırtı dağlara yaslanan ve hindistan cevizi ağaçları gölgesinde uzanan muhteşem plajlarıdır. Gezi esnasında yüzmek için en güzel ve en uygun yer olan, havuz anlamına gelen “La Piscina” plajında deniz molası. Öğle yemeği parkta piknik şeklinde. Öğleden sonra otobüse kadar yürüyerek geri dönüş ve akabinde Santa Marta’daki otelimize transfer. Yerel bir restoranda akşam yemeğinden önce, kireç badanalı katedrali ile Santa Marta’da kısa bir gezinti. Rodrigo de Bastidas tarafından 1525 yılında kurulan Santa Marta, Kolombiya’nın hayatta kalan en eski sömürge şehridir. Bastidas’ın burayı seçmesinin nedeni Sierra Nevada’nın dağlarında yaşayan Tayrona yerlilerinin sayısız altın hazinelerinin olması. Sierra’nın “Conquistador”larca yağmalamasıyla çatışmalar ve yerlilerin direnişi sonucunda XVI. yüzyılın sonunda Tayrona yerlileri yok edildi. Muiska yerlilerinin parlak medeniyetinin izlerini sürmek üzere 1536 yılında Santa Marta’dan hareket ederek iki yıl sürecek olan bir keşif yolculuğuna çıkan ve Magdalena Vadisi’nde oldukça zor ilerleyebilen Jiménez de Quesada, Santa Fé de Bogota’yı kurdu. Ülke çapında hatırlanan önemli bir tarih ise, altı Latin Amerika ülkesine bağımsızlıklarını kazandıran Simon Bolivar’ın 17 Aralık 1830 yılında Santa Marta’da ölmesi. Geceleme otelde.

 

17 Mart Cuma Bogota - İstanbul

Kahvaltının ardından, havalimanına transfer ve Türk Hava Yolları ile saat 09:30’da İstanbul’a hareket.

 

18 Mart Cumartesi İstanbul

Saat 09:25’te İstanbul’a varış.

 

OTELLER

Bogota: Hotel NH Boheme 4*
video thumbnail  video thumbnail  video thumbnail
 
Kahve Bölgesi: Hotel la Tata 3*
video thumbnail  video thumbnail  video thumbnail
 
Cali: Boutique Hotel San Antonio 4*
video thumbnail  video thumbnail  video thumbnail
 
Popayan: Hotel Dann Monasterio 4*
video thumbnail  video thumbnail  video thumbnail
 
 
San Augustin: Hotel Akawanka Lodge 3*
http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Akawanka1.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Akawanka2.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Akawanka3.jpg
 
Santa Marta: Casa de Leda Boutique Hotel 4*
 
http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/leda1.jpg   http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/leda2.jpg   http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/leda3.jpg
 
Mompox: Bioma Boutique Hotel 4*
 
http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bioma1.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bioma2.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bioma3.jpg
 
Cartagena: Boutique Hotel Bantu 4*
 
http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bantu1.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bantu2.jpg  http://www.dunyaninrenkleri.com/Drtur/turlar/kolombiya/Bantu3.jpg
 
 

© 2016 Vispo Travel. All rights reserved

Content
Tur Ara
Fiyata Göre
Tur tipi
Anahtar Kelime
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi